- Eski Foça'da sahil boyunca yürümek...
- Deniz kenarında bir balıkçıda sardalya yemek, sonra bir kahvehanede oturup dibek kahvesi içmek...
- İzmir, Kemeraltı'da alışveriş yapmak, karadut suyu içmek...
- Çeşme Paşalimanı Koyu'nun berrak suyunda Ekim ayı ve 8 aylık hamileyim demeden denize girmek...
- Aile saadeti yaşamak...
21 Ekim 2008 Salı
Bayramdan kalan...
14 Haziran 2008 Cumartesi
Sarıgerme'deydik...

Bir hafta tatil artı bir hafta tatil rehavetinin ardından bloğu güncelleme zamanı geldi de geçti bile. Bu sene tatilimizi, eşim ve henüz doğmamış kızımızla birlikte Sarıgerme'de geçirdik. Sarıgerme herkes tarafından bilinmeyen, çok da bilinmemesi gereken; havası, denizi güzel olup da vıcık vıcık olmamış, tatil köyünde kalırken bile insana ıssız bir koyda denize giriyormuş izlenimi veren bakir bir yer. Hareketli bir tatilden çok kafa dinlemek için ideal. Biz kafamızı Magic Life'da dinledik, tavsiye ederim. Özellikle küçük çocuklu aileler için çok ideal bir yer. Mesela içinde bebek mama köşesi, çocuk parkı, hayvanat bahçesi bile var. (Bu arada artık bebek sahibi olacağımızdan her gittiğim yeri, buraya bebekle gelinir mi, sorun olur mu diye incelemeden yapamaz oldum).
Sarıgerme Akdeniz'de olmasına rağmen denizi Karadeniz gibi. Yaklaşık 2 metre boyundaki dalgalarla boğuşarak yüzmeye çalışmak ayrı bir eğlence.
Bu arada Sarıgerme'de neler yapılır, ne yenilir, ne içilir gibi bilgiler veremeyeceğim, çünkü yok. Eğer tatil köylerinden birinde kalırsanız, tek alternatif Sarıgerme Köyü'ne yürüyebilirsiniz. Ama bence yürüdüğünüze değmez. Bildiğiniz köy, hiçbir esprisi yok. Eğer arabayla giderseniz belki günübirlik Dalyan'a, Göceğe gidilebilir. Ya da çevre koylara düzenlenen tekne turuna çıkılabilir... Bence en iyisi hiçbir şey yapmadan denizin ve güneşin tadını çıkarmak... Sanırım yine tembelleştim :)
22 Ocak 2008 Salı
Barselona
Bir şehir düşünün; her zaman masmavi bir gökyüzüne sahip olsun... Şehrin en merkezi, en hareketli caddesi dünyalar güzeli bir plaja açılsın... Sahilinde dünyanın en büyük akvaryumları, sinema salonları, alışveriş merkezleri olsun... Başınızı her çevirişinizde şehrin içine serpiştirilmiş şaheserleriyle Gaudi göz kırpsın... Göletlerinde sandal sefası yapabileceğiniz parkları, tropikal bitki ve hayvanat bahçeleri olsun... Metro ile şehrin her yerine kolayca gidilebilsin... Şehir merkezinden havaalanına arabayla gitmek sadece 15 dakika olsun... İçinde flamenko olsun, tarih olsun, pırıl pırıl deniz ve güneş olsun... İşte böyle bir şehir, Barselona.

Modernizmin çıkış noktası Barselona'ya gidince görülmesi gereken ilk şey, hemen hepsi şehir merkezinde ve birbirine yürüme mesafesinde olan Gaudi'nin eserleri. 1900'lü yılların başlarında yaşayan ve eserlerini renkli ve parlak taşlardan yaptığı mozaiklerle süsleyen Gaudi'nin dehasına yetişmek bugün bile imkansız.
Barselona'nın bir diğer olmazsa olmazı, şehrin en merkezi caddesi olan La Rambla'da yer alan ve Avrupa'nın en büyük sabit pazarlarından biri olan Boqueria. Gerçekten yok yok.
Ve diğer olmazsa olmazlar:
Marina'daki Akvaryum ve imax sinema salonu, Avrupa'nın en büyüklerinden. Hazır marinaya gelmişken balık kokularını takip ederek balıkçı restoranlarını bulabilirsiniz. Buraya gelip de deniz mahsullü paella yemeden olmaz. Gece eğlencesi için flamenko mekanları en doğru adres. Ayrıca Barselona'ya gelmişken üç çılgın isim Dali, Miro ve Picasso'nun eserlerini de görmeden olmaz...
25 Aralık 2007 Salı
Prag
2006'nın son haftasında keşfettim Prag'ı. Üstelik, hiçbir plan program yapmadan, tamamen şans eseri... Öyle apar topar olmuştu ki her şey, ne hakkında araştırma yapabilmiştim ne de gezip görülecek yerler listesi. Kendimi Kafka'nın karanlık romanlarının gizemli atmosferine hazırlayarak çıktım yola. Aklımda Değişim'in gizemli atmosferi ve Nazım'ın Prag'la ilgili birkaç dizesi vardı sadece...
Prag'a vardığımda her şey beklediğim gibiydi: Puslu, karanlık, her köşesinde insanı farklı bir ruh hallerine sürükleyen rüya gibi bir şehir...
zanaatların en kanlısı şairlik
sırların sırrını öğrenmek için
yüreğini yiyeceksin, yedireceksin.
Prag şehri yaldızlı bir dumandır
Vıltava suyunun köpüklerine
martı kuşlarıyla gelir İstanbul...
Nazım HİKMET
"Slavya Kahvesinde Şair Dostum Tavfer’le Yarenlik" isimli şiirinden alıntıdır.

...
yağmurlar içindeydi Prag
bir gölün dibinde gümüş kakma bir sandıktı
kapağını açtım
yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu
kapadım kapağı yükledim sandığı yük vagonuna
habersizce usulcacık çıktı gardan ekspres
yağmurlar içindeydi Prag
sen yoksun
üst ranza bomboş
yeryüzünün en güzel şehirlerinden biri boşaldı
içinden elini çektiğin bir eldiven gibi boşaldı
söndü artık seni görmeyen aynalar nasıl sönerse
yitirilmiş akşamlar gibi Vıltava suyu akıyor köprülerin altından
sokaklar bomboş bütün pencerelerde perdeler inik
tıramvaylar bomboş geçiyor biletçileri vatmanları bile yok
kahveler bomboş lokantalar barlar da öyle vitrinler bomboş...
Nazım HİKMET
"Sarı Saman" isimli şiirinden alıntıdır.



