2006'nın son haftasında keşfettim Prag'ı. Üstelik, hiçbir plan program yapmadan, tamamen şans eseri... Öyle apar topar olmuştu ki her şey, ne hakkında araştırma yapabilmiştim ne de gezip görülecek yerler listesi. Kendimi Kafka'nın karanlık romanlarının gizemli atmosferine hazırlayarak çıktım yola. Aklımda Değişim'in gizemli atmosferi ve Nazım'ın Prag'la ilgili birkaç dizesi vardı sadece...
Prag'a vardığımda her şey beklediğim gibiydi: Puslu, karanlık, her köşesinde insanı farklı bir ruh hallerine sürükleyen rüya gibi bir şehir...
zanaatların en kanlısı şairlik
sırların sırrını öğrenmek için
yüreğini yiyeceksin, yedireceksin.
Prag şehri yaldızlı bir dumandır
Vıltava suyunun köpüklerine
martı kuşlarıyla gelir İstanbul...
Nazım HİKMET
"Slavya Kahvesinde Şair Dostum Tavfer’le Yarenlik" isimli şiirinden alıntıdır.

...
yağmurlar içindeydi Prag
bir gölün dibinde gümüş kakma bir sandıktı
kapağını açtım
yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu
kapadım kapağı yükledim sandığı yük vagonuna
habersizce usulcacık çıktı gardan ekspres
yağmurlar içindeydi Prag
sen yoksun
üst ranza bomboş
yeryüzünün en güzel şehirlerinden biri boşaldı
içinden elini çektiğin bir eldiven gibi boşaldı
söndü artık seni görmeyen aynalar nasıl sönerse
yitirilmiş akşamlar gibi Vıltava suyu akıyor köprülerin altından
sokaklar bomboş bütün pencerelerde perdeler inik
tıramvaylar bomboş geçiyor biletçileri vatmanları bile yok
kahveler bomboş lokantalar barlar da öyle vitrinler bomboş...
Nazım HİKMET
"Sarı Saman" isimli şiirinden alıntıdır.



