28 Mart 2008 Cuma

Islak kek


Bu tarifin orijinalinde kek için belirtilen süt, yumurta, şeker ve kakaoyu önce çırpıyorsunuz, 1 bardağını kek sosu olarak ayırdıktan sonra unu ve diğer malzemeleri ekleyerek kek hamurunu oluşturuyorsunuz. Benim ayrıca sos ekleyerek yapmamın sebebi hem pişmemiş yumurta yemek istememem hem de böyle yapınca daha fazla kek çıkarmam.
Malzemeler:

Kek için:
2 yumurta
1/2 su bardağı toz şeker
1 su bardağı süt
2 su bardağı un
3 çorba kaşığı kakao
1 çay bardağı zeytinyağı
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1/2 su bardağı iri kırılmış ceviz
Sos için:
1/4 su bardağı şeker
3 çorba kaşığı kakao
1,5 su bardağı süt
Tarifi:
Kek hamuru için önce yumurta ve şekeri çırpın. Ardından diğer hamur malzemelerini de ekleyin ve yoğun bir kek hamuru elde edinceye kadar çırpın. Kek hamurunu oluşturduktan sonra kek kalıbına dökün ve öncdeden 170 derecede ısıtılmış fırında 45 dakika pişirin. Bu arada sos malzemelerini birbiriyle iyice karıştırarak sosu hazırlayın. Kek piştikten sonra hazırladığınız sosu üzerine dökün. Kapağı açık fırında yaklaşık 30 dakika bekleterek kekin sosu içine çekmesini sağlayın. Soğuk olarak servis yapın.

26 Mart 2008 Çarşamba

Kereviz Çorbası


Kerevizi seven de sevdi, sevmeyen de sevdi :)
Malzemeler:
1 orta boy kereviz
1 havuç
1 patates
1 lt su
1 çorba kaşığı limon suyu
3 çorba kaşığı zeytinyağı
1 su bardağı süt
1 tepeleme çorba kaşığı un
tuz, karabiber
Tarifi:
İri iri doğradığınız kereviz, havuç ve patatesi 1 lt suda haşlayın. Bu arada başka bir tencerede 3 çorba kaşığı zeytinyağını ısıtıp unu kavurun. Yavaş yavaş sütü ekleyin ve muhallebi kıvamına getirinceye kadar çırpın. Muhallebi kıvamına gelince ocağı kapatın. İyice yumuşayan sebzeleri kevgir yardımıyla sütlü karışıma ekleyin ve el belender'iyle püre haline getirin. Sebze püresini oluşturduğunuz tencereye sebzeleri haşladığınız suyu ekleyin ve ocağın altını tekrar açın. Kaynayıncaya kadar karıştırın. Kaynadıktan sonra 15 dk. kısık ateşte demlendirin. Sıcak sıcak servis yapın.

22 Mart 2008 Cumartesi

Olmadı Dortek!

Dortek'ten yaklaşık 2 ay önce siparişini verdiğimiz kapımız sonunda geldi! Kapılarımızı öyle 4 gözle bekliyorduk ki, artık yeni evimize taşınma tarihimiz bile kapılarımıza endekslenmişti. Biraz geç olsun önemli değil derken, sonunda dün kapılarımız geldi! Kapılar gelir gelmez başladık heyecanla montajın bitmesini beklemeye... 3-4 saat geçti, Dortek ekibine göre montaj tamamlandı. Ama bize göre eksik. Bekliyoruz ki kapı numarası da takılsın... Malesef sonra anladık ki Dortek'te kapılara ne kapı numarası takılırmış ne de tokmak. Peki biz kendimiz takalım diyoruz, "Olmaz" diyorlar. Neymiş efendim, kapıya numara, tokmak takmaya kalkarsak kapıları garanti kapsamının dışına çıkarmış! Bu arada çelik kapı aldık sözümona, bu yazılanlardan kapı suntadanmış gibi gelebilir. Her neyse, bunları yuttuk, peki dedik. Bekliyoruz ki kapı mermerini de monte etsinler, montaj tamamlansın... Yooook! Ne mermeri? Öyle tuhaf şey mi istenir? Meğersem, Dortek'in kapıları mermersiz monte edilirmiş... Zaten bugüne kadar hiçbir müşterilerinden de böyle mermerdi, kapı numarasıydı gibi tuhaf istekler gelmemiş!! Tek tuhaf biziz Dortek'e göre. Şimdi kapının altında 1 parmak boşluk var sayelerinde! Evde fareler cirit atmadan derhal mermerciye gidip mermer kestirmem lazım.
Bundan sonra Dortek mi? Aman! diyim!

17 Mart 2008 Pazartesi

Bahar geldi :)


...Ve nihayet bahar geldi! Baharın gelmesinden midir, evle ilgili işlerin toparlanmasından mıdır, yoksa eşimin daha önceki yazılarımdan mesajı almasından mıdır bilmem ama son 2 pazardır, sabahın köründe kalkıp kendimizi doğaya atıyoruz. Geçen hafta Pierre Loti'den Boğaz'a, bu hafta Polonezköy'e... Önce açıkhavada kahvaltı, ardından onlarca pazar ekiyle beraber gazete veya biraz yürüyüş... Ama beni en çok mutlu eden, güzel manzaraya karşı çayımı içerken güneşin de usulca içimi ısıtması... Yaz çocuğu olmamdan gerek, yine bir kışın soğuklarına alışamadan baharı getirdim. Zaten ben sonbaharla birlikte bahar için gün saymaya başlarım...

12 Mart 2008 Çarşamba

Pazı Çorbası



Eşimin yorumuna göre, et suyu ile yapınca işkembe çorbasını andırıyor...


Malzemeler:
2 demet pazı
1 lt su/et suyu
2 su bardağı yoğurt
1 tepeleme çorba kaşığı un
4 diş ezilmiş sarmısak
1 çorba kaşığı sıvıyağ
2 çorba kaşığı pirinç
tuz

Tarifi:
Pazıları yağda soteleyin. Suyunu bırakıp tekrar çektikten sonra püre yapmak için blender'dan geçirin. Bu arada suyu kaynatın ve içine püre haline getirdiğiniz pazıyı ekleyin. Başka bir kapta yoğurt, sarmısak ve unu çırpın. Karışımı yavaş yavaş pazılı suyun içine karıştırarak ilave edin. Tuzu ve pirinci de ilave ettikten sonra kaynayıncaya kadar karıştırın. Kaynadıktan sonra kısık ateşte 15 dakika demlendirin. Sıcak sıcak servis yapın.

8 Mart 2008 Cumartesi

Olasılıksız


Son aylarda çok satanlar listesinden düşmeyen Olasılıksız, olasılıklar teorisi üzerine kurulmuş bir felsefi macera romanı. Romanda olay örgüsü ve hikaye öyle akıcı kurgulanmış ki, kitabı okumak Hollywood yapımı aksiyon filmlerini izlemeye benziyor.
Ama bir farkla: Olasılıksız, düşündürüyor.

Kitabın arka kapağından alıntı:
Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar? Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman..

Filler ve ipler

Hayvanat bahçesine ya da sirke gittiyseniz dikkatinizi çekmiştir.
Yeryüzünün en güçlü hayvanları filler, nasıl oluyor da incecik bir ipe bağlı yaşıyorlar?
Ne bir zincir, ne bir kafes... Sadece ayaklarına bağlı incecik bir ip, nasıl oluyor da koskoca fillere güçlerini kullanmayı unutturuyor...

Bu soruların cevabını yakın zamanda okuduğum "Olasılıksız" isimli kitapta buldum.

Kitapta, "öğretilmiş çaresizlik metodu"ndan ve fillerin çaresizliğinden şöyle bahsediliyor:

"Yavru filin ayağına bir ip bağlanır. Yavru fil kaçmaya çalıştığında ipten dolayı kaçamaz. Fil büyüdükçe ipin boyu yavaş yavaş uzatılır. Büyüdüğünde cüssesine oranla ip artık inceciktir ama ipin oluşturduğu çaresizlik filin beynine öğretilmiştir."

Bu satırlar bana, hepimizin içinde olan, yapmak istediklerimize engel olan "yapamaz mıyım acaba?" diyen iç sesi hatırlattı. Yoksa bizler de öğretilmiş engellerimizle mi yaşıyoruz? Var olmayan engellerimizi aşmanın vakti gelmedi mi?..

5 Mart 2008 Çarşamba

Kabak graten


Sabah tartıda gülümsemek isteyenlere...

Malzemeler:

5 kabak
1 soğan
1 çorba kaşığı zeytinyağı
1/2 demet dereotu (kıyılmış)
1 çay bardağı beyaz peynir (rendelenmiş)
1 fincan kaşar (rendelenmiş)
1 tepeleme kaşık un
2 su bardağı süt
1 çorba kaşığı margarin
3 çay kaşığı tuz
Karabiber

Tarifi:
Kabakları rendeleyin. Bir tavada zeytinyağını ısıtıp soğanları 1-2 dakika kavurun.
Rendelenmiş kabakları, tuzu ve karabiberi de ekleyerek 10 dakika soteleyin.
Sotelediğiniz kabakları kevgir yardımıyla fırın tepsisine alın. (Kabağı fırın tepsisine alırken suyunu mutlaka süzün. Yoksa çorba gibi olur! Sebze suyunu dilerseniz çorba ya da pilav yaparken kullanabilirsiniz.)
Bu arada başka bir tencerede margarini eritip unu kavurun.
Yavaş yavaş sütü ekleyerek topaksız bir muhallebi kıvamına getirinceye kadar çırpın. Rendelenmiş beyaz peyniri de ekledikten sonra tekrar karıştırıp ocaktan alın.
Sosu kabakların üzerine dökün. Dereotunu da ekleyip tüm malzemeleri karıştırın.
Son olarak rendelenmiş kaşar peynirini serpin ve 180 derecede ısıtılmış fırında üstü kızarıncaya kadar pişirin.

4 Mart 2008 Salı

Özledim...


Özledim
Öyle uzun zaman oldu ki böyle uzaklara bakmayalı...
Denize nazır bir çay bahçesinde oturmayalı,
Biraz gazete okuyup biraz laflamayalı...
Son haftalarda öyle hızlı geçiyor ki zaman,
Sıradan ve tembel haftasonlarımı özledim.
Yeniköy'de balığa gitmeyi,
Sonrasında biraz yürüyüşü,
Günbatımında İstanbul'u fotoğraflamayı özledim...
ve sıkıldım!
Yeni bir eve taşınma öncesi hazırlıklar her ne kadar heyecan verici olsa da
her hafta sonu yapı marketlere gitmekten sıkıldım.

Cumartesi pazar demeden sabahın köründe çıkıp,
akşama kadar Koçtaş senin İkea benim gezmekten sıkıldım.
Hatta İkea'nın yemeklerinden sıkıldım!
Ustalarla uğraşmaktan, sürekli uzayıp giden aksiliklerden sıkıldım.
En basiti, son zamanlarda kendime zaman ayıramamaktan sıkıldım.

2 Mart 2008 Pazar

Zeytinyağlı mercimek


Ben mercimeğin kıymalısından ve çorbasından çok zeytinyağlısını severim. Bazen başlıbaşına bir yemek gibi yerim bazen de yanına ton balığı açarım. Ekşiliğiyle, ferahlığıyla beni canlandıran bu tarifi, canımın ne bir şey yemek,ne de yapmak istediği zamanlara saklarım...

Malzemeler:
1 su bardağı yeşil mercimek
1 bardak su
1 çay bardağı zeytinyağı
1 büyük soğan
1/2 limon suyu
1 çorba kaşığı tuz
3 kesme şeker
1 fincan elma sirkesi (Piştikten sonra dökmek için)

Tarifi:
Mercimekleri yıkayıp bir gece önceden ıslatın. Zeytinyağı ve soğanı bir tencereye alıp, 1-2 dakika kavurun. Mercimekleri ve geri kalan tüm malzemeleri de ekleyip tencerenin kapağını kapatın. 15 dakika orta ateşte pişirdikten sonra ocağın altını kısın ve mercimekler yumuşayıncaya kadar pişirin. Ocaktan alıp üzerine sirke gezdirin. Soğuduktan sonra servis yapın.